İçeriğe geç
Kardelen Haber Medya
Psikoloji

Yirmi Dakika Kaydırdık, Hiçbir Şey Hatırlamıyoruz

Telefonu bıraktığımızda geriye tek bir net hatıra kalmıyor. Bu boşluğun nedeni dikkat zayıflığı değil, akışın kendisi.

Berrin Yalçınel Güncelleme: 3 dk okuma

Facebook X WhatsApp

Telefona bakmak için birkaç dakika ayrılır. Aradan yirmi dakika geçer. Telefon bırakıldığında geriye tek bir net hatıra kalmaz. Ne okundu, ne izlendi, kim ne yazdı; hiçbiri hatırlanmaz. Sadece belirsiz bir yorgunluk ve zamanın kaybolduğu hissi kalır. Bu deneyim neredeyse herkes için tanıdıktır ve dikkat eksikliğiyle açıklanamayacak kadar sistematiktir.

Hatırlanmamasının nedeni ilgisizlik değildir. Aslında o yirmi dakika boyunca zihin sürekli çalışır. Sorun, işlenen içeriğin hafızaya yerleşecek koşulları hiç bulamamasıdır.

Hafıza tekrar ve bağlantıyla çalışır

Bir bilginin akılda kalması için üzerinde biraz durulması, önceden bilinen bir şeye bağlanması ya da bir duyguyla ilişkilenmesi gerekir. Kitap okurken bunlar kendiliğinden olur; cümleler birbirine bağlıdır, konu süreklidir, okuyan kişi arada durup düşünür.

Akışta ise her öğe bir öncekiyle ilgisizdir. Bir haber başlığının ardından bir yemek görüntüsü, ardından bir tanıdığın fotoğrafı, ardından bir reklam gelir. Aralarında hiçbir bağ yoktur ve her biri birkaç saniye görünür. Zihin her yeni öğede baştan başlar, önceki henüz yerleşmeden silinir. Sonuçta çok fazla bilgi işlenir ama hiçbiri kaydedilmez.

Yenilik, durmayı zorlaştırır

Bu döngünün sürmesinin nedeni, bir sonraki öğenin ne olacağının bilinmemesidir. Belirsiz ama zaman zaman ödüllendirici sonuçlar, insanı beklemeye devam etmeye en çok teşvik eden düzenektir. Onuncu içerik ilgisiz olabilir, on birincisi gerçekten ilgi çekicidir. Bu ihtimal, kaydırmayı durdurmayı sürekli erteletir.

Ayrıca doğal bir bitiş noktası yoktur. Gazetenin son sayfası, bölümün sonu, kitabın kapağı gibi işaretler burada bulunmaz. Akış tükenmez. Bitiş yoksa durma kararı tamamen kişiye kalır ve bu karar her saniye yeniden verilmek zorundadır.

Yorgunluk nereden gelir

Hiçbir şey yapılmamış gibi görünen bu sürenin ardından yorgunluk hissedilmesi tuhaf karşılanır. Oysa kısa aralıklarla sürekli konu değiştirmek dikkat açısından pahalı bir iştir. Her geçiş küçük bir uyum maliyeti doğurur ve yirmi dakikada yüzlerce geçiş yaşanır.

Bir de duygusal değişkenlik vardır. Birkaç dakika içinde kötü bir haber, komik bir görüntü, kıskandıran bir paylaşım ve sıradan bir bilgi arka arkaya gelir. Duygu durumu sürekli yön değiştirir ve hiçbirine tam olarak yerleşmez. Bu iniş çıkışlar, tek bir konu üzerinde geçirilen aynı süreden daha yorucudur.

Süreyi değil biçimi değiştirmek

Bu alışkanlığı tamamen bırakmak çoğu kişi için ne mümkün ne de gerekli. Daha uygulanabilir olan, kullanım biçimini değiştirmektir. İlk adım, telefona neden bakıldığını açıkça belirlemektir. Bir mesaja bakmak, bir şeye bakmaktan farklıdır. Belirli bir amaçla açılan telefon, amaç tamamlandığında kapanabilir; amaçsız açılan telefon kendi kendine kapanmaz.

İkinci adım, yapay bir bitiş noktası koymaktır. Süre belirlemek, sayfa yenilemeyi bir kezle sınırlamak ya da belirli bir bölüme kadar bakmak gibi. Bitiş işareti yoksa, dışarıdan bir tane eklemek gerekir. Bu işaretin dış bir olaya bağlanması daha da etkilidir: su ısınana kadar, otobüs gelene kadar, çamaşır bitene kadar. Kendi kendine verilen süre kolayca uzatılır; dışarıdan gelen bir sınır uzatılamaz.

Üçüncüsü, boş anları otomatik olarak doldurmaktan vazgeçmektir. Asansörde, kuyrukta, otobüste telefona uzanmak bir karar değil, refleks halini almıştır. Bu aralıkların bir kısmını boş bırakmak, hem yorgunluğu azaltır hem de gün içinde düşünmeye yer açar.

Uygulamayı hangi anlarda açtığını fark etmek de yardımcı olur. Çoğu kişide bu anlar bellidir: zor bir işe başlamadan hemen önce, sıkıcı bir görevin ortasında, yorgun hissedildiğinde. Telefon burada eğlence değil, kaçış aracıdır. Kaçılan şeyin ne olduğu görüldüğünde, davranış da anlaşılır hale gelir ve yönetilmesi kolaylaşır.

Son olarak, arada bir gerçekten hatırlanmak istenen şeyi işaretlemek işe yarar. Beğenilen bir metin ya da öneri, o anda kısa bir nota alındığında akıştan çıkar ve kalıcı hale gelir. Aksi halde ne kadar ilgi çekici olursa olsun, bir sonraki içerikle birlikte kaybolur.

Hiçbir şey hatırlamadan geçen o yirmi dakika, dikkatin zayıflığının değil, hızla akan ve birbirine bağlanmayan bir içerik biçiminin sonucudur. Biçim değiştiğinde hatırlama da kendiliğinden geri gelir.